Sevgi nedir

11/6/2006 · Kategori: Sevgi

Kişi sevdiğiyle olmak ister!. Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadar, onunla yaşar!. Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız.
“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın… Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!. Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.
“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…
Sevince, yalnızca sevdiğin için yaşamak istersin!. Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!… Yakınlık bile uzak gelir sana!… Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!.. Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!.
Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!… Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.
Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!
Beğenen sahip olmak ister…
Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.
Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!. Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz… Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!. Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde… Eksiklikler görmeye başlar, yetersizlikler görmeye başlar… Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar… Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!.. Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..
Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..
Oysa yalnızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!. Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…
Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı… Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…
Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!. Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan… O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!
Seven, karşılıksız sever!…
Beğenen karşılığını ister!.
Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!.. Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar… Ama pervane gibi sevemez!. atamaz kendini ateşe!.
Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.
Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!.. Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve “delillik bu” derler…
Beğenme bir tür “hobi”dir!… Bazen ömür boyu sürer, bazen birkaç yıl, bazen bir kaç ay!..
Sevgi bir ömür boyudur!… Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!. Çoğunlukla karşısındakinden yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de özünden gösterir yüzünü O!… O zaman onlar için derler ki, “Allah”a aşık oldu!..
“Kendine seçtikleri”dir sevenleri bir çehreden!… Özünden sevgiyi yaşayanlardır, “mukarreb”leri!…
Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır herşeyi…
Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!.
Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır “aşk”ı yaşattıklarını!..
Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı!. Bunun aşk olduğunu!..
Oysa gerçek “aşk” O’nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O’nda yitirip; O’nun “Baki”liğini yaşattıklarıdır gerçek “aşık”lar!..
Özel bir fıtratla gelmişlerdir onlar, “aşık” olmak için!.. Yaşamları boyunca bir değer taşımamıştır dünya ve içindekiler!.

Aska dair

10/6/2006 ·

AŞK'A DAİR
Hayatı aşka böl, hayat çoğalır
Hayatı aşkla çarp, zaman zor alır
Bütün hayatları topla, aşk eder;
Hayattan aşk çıksa, elde ne kalır?

Şair A. Vahap Akbaş, aşkın yüceliğini ve kutsala bakan yüzünü gösterirken, cümle işlerin aşk üzre olduğunun altını çiziyor bu dörtlüğünde. Aşkla çoğalan bir hayat, bütün hayatların toplamından oluşan aşk ve hayat bütününden aşk çıkınca geride kalan "hiçbir şey... "

Aşk için değil midir nehirlerin daha büyük akarsular a kavuşma isteğiyle çağıldaması, deltalara ayrılıp denizlerle kucaklaşması ve aşk için değil midir, susuz çöllerde seraba dönen bakışı sevgilinin...
Cahit Sıtkı Tarancı da kara sevdayı anlatırken aynı heyecanı yansıtıyor şiirinde:

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin. Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir...

Ki. koca Yunus bile aşk üzre söylerken, içimizi ısıtan o dizelerinden rnedet umuyoruz bugün;
İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül mesel-i taşa benzer
.....................
Hakikat her vücudun canı aşktır
Ne can kim can içinde canı aşktır
Sadece Yunus değil aşkı terennüm eden şiirlerinde. Kadı Burhaneddin'den Ahmedi'ye, Şeyhi'den Hayreti'ye, Hayali Beyden Fuzuli'ye, Mevlana Celaleddin-i Rumi'den Taşlıcalı Yahya'ya, Baki'den Ruhiye, Neşati'den SabriVe. Şeyhülislam Yahya'dan... Ve en nihayet günümüze kadar bütün şairlerin derdi olmuştur aşk. Bir "Mona Roza", aşkın en üst düzey söylenişi değil midir?

Bir aşk masalı anlatayım ister misiniz?

Bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri. Aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman. Aşk yardım istemeye karar vermis. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok" demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım! istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!" Fakat Kibir de, "Sana| yardım edemem. Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvede-1 bilirsin" diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk ondan yardım istemiş:
"Üzüntü, seninle geleyim" demiş ama Üzüntü, "Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından .geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki, Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım...
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve| mutlu hissetmiş ki, kendini onu yanına alanın kim olduğunu? öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?"
Bilgi cevap vermiş:"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi, gülümsemiş:Çünkü,sadece Zaman, Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."
"İnsan kalbindeki gerçek aşk, dörtnala giden bir attır, ne dizginden anlar, ne ses dinler" diyen Konfiçyüs'ün gösterdiği aşktır, yukarıda sözünü ettiğim klasiklerde yaşayan. Ya da, "Hakiki aşk, ıstırap çeker ve sessizdir" diyen Oscar Wilde; ya da "Aşk, kulübeyi, altından bir saraya benzetir" diyen Leonardo da Vinci; ya da "Aşk kılavuz istemez, tek başına yol alır" diyen Muhammed İkbal'in sözlerinde gizlenen tılsımdır aşk..
Mevlana'ya, "aşk nedir?" diye sorduklarında verdiği cevap yol gösterici değil midir:
Ben ol da bil!...

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

:: Sonraki »